Fatih-Harbiye - Peyami Safa

Mayıs 1st, 2008

Fatih-Harbiye
Yazar:Peyami Safa


Kitabın Konusu

Neriman’ın kendi kültürüyle batı kültürü arasındaki kayboluşu ve doğru yolu buluşu.

Kitabın Özeti

Neriman’la Şinasi çocukluk arkadaşlarıdır. Tanıdıkları ilk karşıt cins birbirleridir. İlk başta ikisi de birbirlerini seviyorlardı. Okula beraber gidip geliyorlardı. Üniversite de bile beraberdiler. Neriman’ın babası Faiz Bey’dir ve Şinasi’yi de çok sevmektedir. Bazı geceler Faiz Bey’in evinde saz çalarlar ve sohbet ederlerdi. Herkese bir gün Read the rest of this entry »

Eski Dünya Seyahatnamesi - İlber Ortaylı

Mayıs 1st, 2008

Eski Dünya Seyahatnamesi
Yazar:Prof. Dr. İlber Ortaylı

İlber Ortaylı Seyahatnamesi, tarihçimizin seyyah kişiliğiyle İsfahan’dan Venedik’e, Kudüs’ten Kırım’a, Tokyo’dan Yemen’e geniş bir coğrafyada seyahate çıkarıyor.Onun adımlarına eşlik ederken, Eski Dünya düzeninin ülke ve şehirlerinin büyülü zamanlarına gidiyor ve geçmişimizle yeniden usulca buluşuyoruz.Osmanlı Diyarlarındaki izlenimleri ise İmparatorluk topraklarına bizi daha da aşina kılıyor.

Dünya, seyyahların dilinde ve gözünde büyür, genişler, çoğalır. Seyahatnameler, bizi zamanın derinliklerine, tarihin katmanlarına ulaştırır. Read the rest of this entry »

Performans Ödevi Kapağı

Mayıs 1st, 2008

Ödev kapağı resimdeki gibidir.

Buradan indirebilirsiniz

ÖMER SEYFETTİN

Nisan 25th, 2008

28 Şubat 1884 tarihinde Gönen’de doğdu. Öğrenimine Gönen’de başlayan Ömer Seyfettin, Ayancık’ta ve annesiyle birlikte geldiği İstanbul’da Aksaray’daki Mekteb-i Osmaniye’ye devam etti. Eyüp’teki Baytar Rüşdiyesi’ni bitirip asker çocuğu olduğu için Kuleli Askeri İdadi’sine yazıldı (1893). Bir müddet sonra da Edirne Askeri İdadisi’ne naklolarak öğrenimini burada tamamladı. Daha sonra İstanbul’da Mekteb-i Harbiye’ye gelen Ömer Seyfettin, piyade mülâzımı sânisi rütbesiyle buradan mezun oldu. İzmir’de Teğmen (1903-1910), daha sonra da üsteğmen olarak Rumeli’de görev yaptı (1908-1910). Askerlik’ten ayrılıp Selanik’e gelerek, Genç Kalemler Dergisi’nde yazmaya başladı. Balkan Savaşı’nda tekrar subay olarak orduya döndü. Yunanlılar’ın elinde bir yıl kadar esir kaldı. Esareti sırasında da öykü yazamaya devam ederek bunları Halka Doğru, Türk Yurdu ve Zakâ dergilerinde yayımladı. İstanbul’a dönünce ordudan ikinci kez ayrılıp, ölümüne kadar Kabataş Lisesi edebiyat öğretmenliği yapan Ömer Seyfettin, 6 Mart 1920 tarihinde İstanbul’da öldü.

Msn paralı mı olacak?

Nisan 25th, 2008

Bu aralar msn de birşey dolanıyor ve mailler geliyor msn 1 ağustosda paralı oalcak şekilde.herke bunu merak ediyor ne kadar doğru bilinmiyor.Bir ara msn.comda da yazmıştı bu konu.Ama arkadaşlar öyle birşey oyk ve bunu msn duyurdu fakat bir değişiklik yapar mı bilinmez.Ama inşallah yapmaz yoksa biz naparız.msn paralı olursa vayy bizim halimize

YÜKSEK ÖKÇELER - Ömer SEYFETTİN

Nisan 25th, 2008

KİTABIN KONUSU

Hikayenin sosyal bozulma olarak değerlendirilecek küçük bir anekdotta, yalıda çalışan ve çalışmak için alınan hizmetkarların hırsızlık yapmalarıdır. Hatice Hanım’ ın yüksek ökçeli ayakkabıları bu anekdotun hikayenin başında ortaya çıkmasını engellemiştir. Batı hayranlığının timsali olan yüksek ökçeli ayakkabılar ne zaman terkedilmiş o zaman da yalı içerisinde görülen diğer aksaklıklar Ömer Seyfettin’in üzerinde durduğu önemli temalar haline gelir.

KİTABIN ÖZETİ

Ömer Seyfettin bu hikayesinde Hatice Hanım karakteriyle Batı hayranlığını, şekil üzerinde uygulamaya çalışan bir kadın tiplemesinden faydalanarak dile getirir. Tanzimat Edebiyatı’ nda sıkça işlenen bu konu Ömer Seyfettin’ de bu hikaye ile devam eder. Hikayenin sosyal içerikli diğer bir konusu da izdivaç olayındaki çarpıklığın dile getirilişidir. Devrin getirdiği sosyal yapılanma kadınların genç yaşta ilerlemiş yaştaki erkeklerle evlendirilmesine zemin hazırlıyordu. Hatice Hanım’ da on üç yaşında iken altmışaltı yaşında zengin bir ihtiyarla evlenmiştir. Hatice Hanım bu izdivacın sonunda erkeklerden nefret etmeye başladığı görülür. Eşinin ölümünden sonra da bir daha evlenmemesi bu tepkinin sonucudur. Read the rest of this entry »

23 Nisan Kompozisyonları

Nisan 21st, 2008

Bugün 23 Nisan

Kocaman yüreklere sahip çocukların heyecanla bekledikleri Cumhurbaşkanlığı koltuğuna ben oturdum. Milyonlarca çocuk arasından seçilmek, özel olduğunu hissetmek ayaklarımı yerden kesti.İçimdeki sevinç buruk bir sevinçti ardı arkası gelmeyen sorular sevincimi kursağımda bırakıyordu. “Bugüne layık olmak için ne yapıyoruz, neler yapıyoruz, neler yapmalıyız?”

Arkadaşlarım ve diğer çocuklar da benim gibi mi düşünüyordu acaba?Sanıyorum çoğu bugünü çocuk bayramı diye kutluyordu.Oysa bugün, önce “Ulusal Egemenlik Bayramıydı” Beni kaygılandıran işte bu düşüncelerdi.Bugün hakkında ne kadar bilinçliyiz?Bugünün ne kadar derin anlamı olduğunun ne kadar farkındayız?

Read the rest of this entry »

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Örnek Konuşma Metni

Nisan 16th, 2008

Bugün 23 Nisan. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı 23 Nisan 1920, Ulusumuzun babadan oğula geçen saltanat yönetimini terk ederek halkın kendisini, seçtiği temsilcileri aracılığı ile yönetmeye başladığı günün adıdır. Devletimizin yönetim sisteminde bu tarihle başlayan büyük değişim, Türk Ulusu’nun binlerce yıllık tarihindeki en büyük devrimi simgeleyen 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilanı ile sonuçlanmıştır. Önderimiz MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ilk Meclisin açıldığı 23 Nisan 1920 gününü Ulusumuza aynı zamanda Çocuk Bayramı olarak armağan etmiş ve bu yönüyle de büyük Önderimiz dünya Read the rest of this entry »

23 Nisan Piyesi (T.B.M.M AÇILIŞI)

Nisan 14th, 2008

KONUŞMACI – Osmanlı devleti 1. Dünya savaşından yenik çıkmasından sonra Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştı.Bu anlaşmaya göre ordumuzun silahları elinden alınmış ve ordumuz dağıtılmıştı.Düşmanlar istediği yerleri işgal etmeye başlamıştı.Mustafa Kemal ve arkadaşları yurdumuzu düşman işgalinden kurtarmak için çalışmalara başlamak üzere İstanbul dan Samsun a gittiler.Halk onları coşkuyla karşıladı. Mustafa Kemal ,Amasya ,Erzurum ve Sivas’ta toplantılar yaparak halkla görüşmeler yaptı. Her ilden bir delege Ankara’ya çağrıldı. 23 Nisan 1920 günü TBMM ‘nin ilk toplantısı yapıldı.Şimdi bu toplantıya gidelim ve konuşmaları dinleyelim.

EN YAŞLI ÜYE –Arkadaşlar en yaşlı üye olarak toplantıyı açıyorum hayırlı olsun.İşgalde ölen şehitlerimiz için sizleri saygı duruşuna davet ediyorum. ( SAYGI DURUŞU YAPILIR) Şimdi meclis başkanı seçimini yapmalıyız.Aday olan üye var mı?

MUSTAFA KEMAL – Ben adayım sayın başkan.

EN YAŞLI ÜYE – Başka aday var mı? El kaldırarak oylama yapmak istiyorum. Mustafa Kemal’i kabul edenler ( SAYAR ) Kabul etmeyenler

( SAYAR) Kabul edilmiştir. Hayırlı olsun. Buyurun Mustafa Kemal bey .
Read the rest of this entry »

TÜRKÜN ATEŞLE İMTİHANI

Nisan 9th, 2008

YAZAR : HALİDE EDİP ADIVAR
ATLAS KİTABEVİ

KİTABIN KONUSU

Halide Edip Adıvar’ın 1. Dünya Savaşı sonrasından cumhuriyetin ilan edilinceye kadar yaşadığı anıları anlatılmaktadır.

KİTABIN ANAFİKRİ

Her konuda risk almaktan korkup kaçmamalıyız. Eğer Mustafa Kemal kendi
hakkında çıkarılan idam cezasından korkup bir kenara çekilseydi, bugün, bu ülkede yaşamıyor olacaktık.

Hiçbir zaman sürü psikolojisiyle bir yere takılıp gitmemeliyiz. Yaptığımız her hareketi, söyleyeceğimiz her sözü inceden inceye düşünmeliyiz.

KİTABIN ÖZETİ

30 Ekim 1918’de İngilizler’in İstanbul’u işgal etmesiyle Türk insanının durumu yorgun, şaşkın ve canından bıkkın bir haldeydi. Yıllarca süren savaştan, sefaletten sonra bir de yurdumuzun işgal edilmesi, yani özgürlüğümüzün elimizden alınmak üzere olması Türk insanını bu hale getirmişti. İstanbul’da yaşayan, çoğunluğunu genç subayların oluşturduğu milliyetçiler, gizli dernekler kurup İtilaf Devletleri’nin toplattığı silahları Anadolu’ya kaçırmaya çalışıyor, bir yandan da memleket için kurtuluş yolları arıyorlardı. Halide Edip, bu derneklerin başkanlarına yakın biri olarak, milliyetçilerin bir araya gelip toplantı yapmak için ne büyük zahmete katlandıklarını bizzat yaşamıştır. Halk ise gazeteler sansür altında olduğundan, olan bitenden habersiz, padişahın İngilizler’le kurduğu yakınlıktan ve İngilizler’in medeni bir devlet olmasından dolayı Anadolu’yu Osmanlı Read the rest of this entry »